Kadın sporcular, dünya genelinde her geçen gün daha fazla başarıya imza atarken, aldıkları ücretlerin hâlâ erkek meslektaşlarının oldukça gerisinde olması, spor dünyasında ciddi bir eşitlik sorunu yaratıyor. Sahada ter döken, şampiyonluklar kazanan, izleyici rekorları kıran kadınlar, maaş konusunda aynı hakkı elde edemiyor. Bu durum hem sporcuların tepkisine neden oluyor hem de kamuoyunda artan bir farkındalık yaratıyor. Ancak maaş uçurumu, hâlâ kapatılabilmiş değil. 

Örneğin futbol dünyasında, kadınlar ve erkekler arasındaki gelir uçurumu çarpıcı boyutlarda. 2022 FIFA Erkekler Dünya Kupası’nda dağıtılan toplam ödül 440 milyon dolar iken, 2023 FIFA Kadınlar Dünya Kupası’ndaki toplam ödül yalnızca 110 milyon dolardı. Üstelik kadınlar turnuvası tarihinde ilk kez bu kadar yüksek bir ödüle ulaşabildi. Ancak bu artış bile erkeklerin gerisinde kaldı. ABD Kadın Milli Takımı’nın yıldızı ve aktivist oyuncusu Megan Rapinoe, defalarca kez bu adaletsizliğe dikkat çekti. “Dürüst olmak gerekirse, sanki yürüyen bir protesto gibiyiz. Kadın profesyonel sporcular olmamız bunu kendi başına söylüyor. Eşitsizliği hissediyoruz; ücret eşitliği veya her neyse, ya da spordaki cinsiyetçilikle mücadele ediyoruz sözleriyle bu eşitsizliği gündeme taşıdı.

Kadın sporcuların verdiği mücadele yalnızca sahada değil, mahkeme salonlarında da devam ediyor. 2019 yılında ABD Kadın Futbol Takımı, federasyona eşit ücret talebiyle dava açtı. Bu dava 2022 yılında kadınların lehine sonuçlandı. Artık ABD’de kadın ve erkek milli takım oyuncuları eşit maaş alıyor. Bu karar, dünya genelinde birçok kadın sporcuya umut verirken, diğer ülkeler için de örnek teşkil etti. Norveç, Danimarka, İsveç gibi İskandinav ülkeleri, bu konuda öncü rol oynayarak milli takımlar arasında cinsiyet farkı gözetmeksizin eşit ödeme sistemine geçtiler. 

Kadın basketbolcular da benzer bir tabloyla karşı karşıya. ABD’deki Kadınlar Basketbol Ligi (WNBA) oyuncuları yılda ortalama 147 bin dolar kazanırken, NBA’de bu rakam ortalama 12 milyon dolar seviyelerinde. Üstelik bazı yıldız erkek oyuncuların sadece reklam anlaşmalarıyla elde ettikleri gelirler, tüm WNBA oyuncularının toplam kazancını geride bırakabiliyor. WNBA şampiyonluğu yaşamış bir oyuncunun maaşı, NBA’de bench (yedek) oyuncusu olan bir sporcudan bile düşük olabiliyor. Bu durum, kadın sporcuların yetenek ve emeklerinin ticari değerinin küçümsendiği yönünde tartışmalara neden oluyor. )

Bazı erkek sporcular bu eşitsizliği görmezden gelmeyip kadınlara destek veriyor. Örneğin NBA yıldızı LeBron James, WNBA takımlarına yatırım yaparak destek veren sporculardan biri. Aynı zamanda Serena Williams ve Naomi Osaka gibi kadın tenisçiler de sadece başarılarıyla değil, yaptıkları açıklamalar ve yatırımlarla da bu mücadelede ses getiriyor. Serena Williams, “Kadınlar olarak gösterdiğimiz çaba aynı ama ödüllendirme sistemi erkek egemen bir düzene göre işliyor” diyerek tenisteki eşitlik sorununa dikkat çekmişti. 

Ülkeler ve federasyonların bu konudaki yaklaşımı ise büyük farklılıklar gösteriyor. Avustralya, 2019 yılında hem erkek hem kadın futbolculara eşit temel maaş verilmesi kararını aldı. Yeni Zelanda ise ulusal çapta kadın sporuna yatırım oranını artırarak kadın takımlarının daha iyi antrenman tesislerine erişmesini sağladı. Türkiye’de ise kadın futbolu, henüz yeni yeni profesyonelleşmeye başlayan bir alan. Süper Lig’e kadın takımları dahil edilse de, bu takımların bütçeleri, tesisleri ve maaş politikaları hâlâ erkek kulüplerine göre çok geri düzeyde. Kulüplerin çoğu kadın takımlarına yatırım yapmıyor; yatıranlar ise bunu daha çok imaj ve sosyal sorumluluk aracı olarak konumlandırıyor. 

Feminist çevreler ve toplumsal cinsiyet eşitliği savunucuları, kadın sporundaki bu ücret eşitsizliğini sadece ekonomik bir konu değil, aynı zamanda derin bir kültürel sorun olarak değerlendiriyor. Onlara göre kadınların yeteneklerinin küçümsenmesi, medya görünürlüğünün düşük olması ve sponsorluk anlaşmalarının erkek sporculara yönelmesi bu eşitsizliğin temelini oluşturuyor. Feministler, kadın sporcuların yalnızca performanslarıyla değil, kıyafetleriyle, dış görünüşleriyle gündeme gelmelerini de eleştiriyor. Sporun “göze hoş gelen” bir alan olarak sunulması, kadınların yeteneklerinin ikinci plana atılmasına neden oluyor. 

Sonuç olarak, kadın sporcuların mücadelesi yalnızca bir müsabaka kazanmakla sınırlı değil. Sahada olduğu kadar saha dışında da verdikleri eşitlik mücadelesi, günümüz spor dünyasının en önemli meselelerinden biri. Maaş eşitsizliğinin kapanabilmesi için yalnızca kadınların değil, yöneticilerin, federasyonların, sponsorluk firmalarının ve tüm kamuoyunun bu konuda duyarlı olması gerekiyor. Kadın sporunun gelişmesi, sadece kadınların değil, tüm toplumun kazanımı olacaktır. Çünkü eşitlik, sadece bir hak değil; aynı zamanda bir gelişmişlik göstergesidir.